Su ve Barajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Su ve Barajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2011 Çarşamba

Devletlerin ve Şirketlerin Hakimiyetine Karşı bir Su Politikası: Ortak Mülk Alanları ve Özyönetim

Su Hakkı Kampanyası, Taksim Hill Otel, İstanbul, 10.12.2011
Giriş
Türkiye’de Su Yönetimi, Alternatifler ve Öneriler adlı raporun hazırlanmasında emeği geçen herkese ve Akgün İlhan’a teşekkür ederim. Türkiye’de ve dünyada su politikalarının geçmişi ve bugünü hakkında bilmek isteyeceğimiz pekçok verinin bir araya getirildiği, üzerinde oldukça emek harcanmış değerli bir çalışma ortaya koymuşlar. Kendilerine bir kez daha teşekkür etmek isterim.

3 Mayıs 2011 Salı

Türkiye Derelerini Kuşatma Hareketi


Türkiye’nin dört bir yanında derelerimiz, yaşadığımız coğrafyanın kılcal damarları, yoğun bir kuşatma altında. Doğu Karadaniz’de Senoz, Loç, İkizdere, Fırtına, Macahel, Murgul, Çoruh vadileri; Antalya’da Alakır hakkında en fazla duyduğumuz havzalar. Munzur Vadisi, Hakkari’de Zap Suyu ve Irak sınırında inşa edilen çok sayıdaki güvenlik barajı (sulama veya enerji hedefi gütmeyen hidrolik barikatlar) bu gelişmelerin Fırat’ın doğusundaki yüzü. Son yıllarda, bu vadilerde sürdürülen enerji üretim faaliyetlerine karşı mücadele veren pek çok oluşum kuruldu. Derelerin Kardeşliği ve Suyun Ticarileşmesine Hayır platformları, Türkiye Su Meclisi bu oluşumlardan bazıları. 2 Nisan 2011 tarihinde ise Anadolu’yu Vermeyeceğiz ana sloganı altında, herhangi bir oluşumun imzasını taşımayan Büyük Anadolu Yürüyüşü başlatıldı. Doğu Karadeniz, Güneydoğu, Akdeniz, Ege ve Trakya üzerinden, on koldan başlatılan bu yürüyüş kırk günün sonunda Ankara’da büyük bir gösteriyle sona erecek. İstanbul’da yaşayan ve bu yürüyüşe ancak hafta sonları katılabilecek olanlar için bir bilgi: Yürüyüşün Trakya-Marmara kervanıyla birlikte 7-8 Mayıs tarihlerinde İzmit’ten Sapanca’ya yürümek mümkün. Eylem hakkındaki bilgilere http://vermeyoz.net adresinden ulaşabilirsiniz. Herkesi bu eylemi takip etmeye ve imkanları ölçüsünde maddi veya manevi destek vermeye davet ediyorum. Aşağıdaki yazıda, son on yıla damgasını vuran bu kuşatma hareketi hakkında genel bir değerlendirme sunuyorum.


2 Nisan 2010 Cuma

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyelerinin Ilısu Barajına Karşı Basın Bildirisi


Kamuoyunun Dikkatine,
2 Nisan 2010
Hükümetin, Dicle Nehri üzerinde inşası öngörülen ve başta tarihi Hasankeyf olmak üzere çok sayıda doğal ve tarihi alanı sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı konusundaki ısrarcı tavrı bilinmektedir.
Çevresel, toplumsal ve kültürel etkileri on yıllardır tartışma konusu olan Ilısu Barajı inşaatına uluslararası finansman yaratmak üzere bundan önce oluşturulan iki farklı konsorsiyum, 2002 ve 2009 yıllarında dağılmak durumunda kalmıştır. Bu iki konsorsiyum, Ilısu Barajı doğa, kültür ve yerleşimle ilgili uluslararası standartları sağlamadığı için projeden geri dönüşsüz olarak çekilmiştir. Daha açık bir ifadeyle, Ilısu Barajı'nın, bazı çevresel, toplumsal ve kültürel etkileri itibariyle en başta Dünya Bankası İhtiyat Politikaları'na ve bu politikaları temel alan OECD'nin tavsiyelerine aykırı olduğu görülmüştür.

23 Şubat 2010 Salı

Ilısu Barajı’nda Israr Etmek

Ilısu Barajı’nın inşasında Türkiye’nin ısrarcı olduğunu biliyoruz. Bu barajın illa ki yapılacağını ilan etmek maalesef Çevre Bakanı Veysel Eroğlu’ya düştü. Çünkü, Türkiye’deki hemen her türlü hidroelektrik veya sulama projesinde olduğu gibi, Ilısu Barajı’nda da projeyi ısmarlayan, müteahhitlere lisans temin eden kurum Devlet Su İşleri, şimdi Çevre Bakanlığı’na bağlı. Aslında bu durum DSİ gibi muhtemel çevresel, toplumsal etkileri son derece yüksek inşaat çalışmalarına imza atan bir kurum ile bu tip faaliyetleri denetlemesi, sınırlandırması gereken Çevre Bakanlığı bürokrasisini fazlasıyla iç içe geçirerek ikincisini iyice işlevsizleştiriyor.

29 Ocak 2010 Cuma

Ilısu Barajı’nda Üçüncü Tur: Devlet Su İşleri Yerli Finansman Bulabilecek mi?

Uluslararası Ilısu konsorsiyumu 2001 ve 2009 yıllarında iki defa dağılınca, barajın yapımında ısrarcı olan hükümet yüzünü bu sefer yerli kaynaklara döndü. Şu anda Garanti, Akbank ve Halkbank’ın barajın inşaatı için ihtiyaç duyulan ilave finansmanı sağlayacağı yönünde duyumlar var.[1] Yerli kurumlar, yabancı kurumlar gibi OECD ve Dünya Bankası kriterlerini dikkate alacaklar mı, henüz bilmiyoruz. Fakat Türkiye’nin iç hukuk süreçlerinin uluslararası standartlar ile uyumlu olmayışı, ayrıca yerli bankacılık sisteminin uluslararası sisteme göre hükümet manipülasyonuna çok daha açık oluşu, Ilısu ile ilgili yeni ve kritik bir safhaya girdiğimizi gösteriyor.


28 Mayıs 2008 Çarşamba

Gap Balonu Bir Kez Daha Şişirilirken

Büyük barajlar ve çevresel etkileri konusunda 1970’lerden beri biriken çok sayıda saha çalışması ve geniş bir literatür var.[1] Bu literatür temel olarak barajların su depolama ve sulama işlevlerinden kaynaklanan tahrip edici etkilerle ilgili. Bu etkiler açısından yaklaşıldığında, GAP’ın yirmi seneden beri ilerletilememiş olmasını iktidar ve muhalefet partilerinin bizleri inandırmaya çalıştığı şekilde bir kayıp olarak değerlendirmek yerine bir avantaj, bir kazanç olarak değerlendirmek mümkün.