Bu yazı, G. D’alisa, F. Demaria
ve G. Kallis tarafından derlenen çok yazarlı, katılımlı yeni bir kitap, Degrowth: A Vocabulary for a New Era
(Routledge, 2015) hakkındadır [1].
Bu yazının (ve kitabın) başlığındaki “degrowth” kavramını, büyümenin aksi
anlamında, küçülme olarak çevirdim. Fransa,
İtalya ve Katalonya’da doğup büyüyen, İngilizce’ye büyük ölçüde akademik
literatür üzerinden taşınan “décroissance” (Fr.) , “decrescita” (İt.), “decreixement” (Kat.), ilk
kullanımı 1970’lerin başına uzanan (A. Gorz), 2000’lerde Lyon merkezli bir
tartışma ortamında canlanan, 2000’lerin sonlarında aktivist entelektüel bir
hareketi ifade etmeye başlayan bir kavram. Kitabı derleyen ve giriş bölümünü
yazan D’alisa, Demaria ve Kallis’in hatırlattığı bir uyarıyı burada en başa
almakta yarar var. Kendi sözcüklerimle özetliyorum: Küçülme, yalnızca Küresel Kuzey’deki aşırı kalkınmış ülkelere
uygulanabilir olduğu için eleştiriliyor; kuzeyin küçülmesinin güney ülkelerinin
büyüyebilmesi için ekolojik alan yaratacağına şüphe yok. Fakat kuzeyde küçülme,
güneyin bilinen büyüme yörüngesini takip edebilmesi için değil, farklı
toplumların “iyi yaşam” olarak tanımladıkları şeye ulaşmak üzere kendi
kavramlarını oluşturabilmeleri, kendi yörüngelerini takip edebilmeleri için
savunuluyor. Örneğin, Latin Amerika’da “Buen Vivir” (iyi/güzel yaşam), Güney
Afrika’da “Ubuntu” (insanlık/insan olmak), veya Hindistan’da Gandici Devamlılık Ekonomisi benzer bir şekilde,
büyüme ve kalkınmaya alternatif sosyo-ekonomik yörüngeleri ifade eden
kavramlar.
Ekolojik Vizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekolojik Vizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mart 2015 Cumartesi
25 Kasım 2014 Salı
Naomi Klein: Bu Her Şeyi Değiştirir
Naomi Klein son kitabında iklim değişikliğinin toplumsal hareketler için
birleştirici gücüne vurgu yapıyor. “Sorunlar arasındaki bağlantılar daha iyi
anlaşıldığında, iklim krizinin güçlü bir kitle hareketinin temelini
oluşturacağına inanıyorum”.
İlk çıktığı günden beri
Naomi Klein’in iklim değişikliği hakkındaki yeni kitabını okuyorum. İklim
bilimi, politikası ve aktivizm üzerine inanılmaz sayıda veri içeren, titizlikle
hazırlanmış ve ustalıkla yazılmış bir kitap. Belki de daha doğru bir
adlandırmayla, bir kitaptan ziyade, başında Naomi Klein’in bulunduğu bir proje.
10 Haziran 2014 Salı
Yeşil İktisat: Ekolojik Krize Karşı Koymak
Bugün, küresel
karbon dioksit gazı konsantrasyonunun 400 milyonda bir parçacık (ppm) seviyesine
yükselmiş olması, ekonomik büyümede küresel sınırların aşıldığının yalın bir
göstergesi. Endüstri devrimi öncesinde bu değer 280 idi. Yaşanabilir ve
yönetilebilir bir iklimsel değişim için 350 ppm değerine çekilmesi gerekiyor. Tarımda
kimyasal gübre ihtiyacını karşılayabilmek için, doğal süreçlerle atmosferden
toprağa bağlanan azota ilave olarak, bunun %60 kadarını endüstriyel işlemlerle
toprağa bağlıyoruz. Sonuç, su kirliliği, ekosistemlerin vasıfsızlaşması ve
tekrar, iklim değişikliği. Su döngüsü iklim değişikliğinden etkilendiği kadar,
kalkınma ve altyapı çalışmalarından da etkileniyor. Kullanılabilir suyun
coğrafi dağılımı giderek daha da eşitsiz hale geliyor. Hassas ve biyolojik
olarak üretken ekosistemlere zarar vermeden ekebileceğimiz tarımsal arazilerin
tümünü kullanıyoruz ve artan girdi oranlarına karşın tarımsal üretim artışı
durağanlaşıyor. İnsan nüfusu büyüyor, kişi başına tüketim talebi artıyor fakat
su, gıda, enerji kaynaklarımız; barınma koşullarımız tehlike altında.
27 Kasım 2013 Çarşamba
Müşterekleri İnşa Etmek, Yönetmek ve Yaşatmak: Katılımcı Ekonomiden Faydalı Kavrayışlar
Bu yazı, 16-17
Kasım 2013, Heinrich Böll Stiftung Derneği, Yeşil Ekonomi ve Müşterekler
Konferansı’nda sunduğum metnin, toplantı esnasındaki tartışmalarla zenginleştirilmiş
halidir.
Müşterekler kavramının günümüz Türkçesine yabancı olduğu
söylenebilir. “Ortak” veya “müşterek” (İng. common.)
sıfat olarak yaygın bir şekilde kullanılmasına karşın (“ortak kitaplığımız”, “müşterek
sorumluluğumuz” vb.), commons, yani
ortak veya müşterek olana işaret eden bir isim olarak müşterekler veya ortaklar,
aşina olduğumuz kavramlar değil.
8 Haziran 2013 Cumartesi
Tayyip Erdoğan’ın Çevreciliği ve O Son Ağaç
Tayyip Erdoğan önceki gün Avrupa Birliği bakanlığının düzenlediği
toplantıda çevrecilere seslenerek “gelin başbakanınızla ortaklık yapın” dedi.
Gerek Tayyip Erdoğan’ın gerekse Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun çeşitli
vesilelerle kendilerini gerçek birer çevreci olarak takdim ettiklerini
biliyoruz. Zira Veysel Eroğlu çevre mühendisi bir akademisyen, Erdoğan ise Doğu
Karadeniz’de devam eden HES direnişlerine cevaben yaptığı bir konuşmadaki
tarihe geçen sözüyle “çevrecinin daniskası”. Bu insanlar çevreciliklerini
temellendirirken başvurdukları argüman diktikleri ağaç sayısı. Öyle ki,
başbakanın Taksim direnişine cevaben yaptığı konuşmalarda hükümetin diktiği
iddia edilen ağaçların sayısı milyarları geçti.
6 Haziran 2013 Perşembe
Taksim Dayanışması'nın Talepleri ve Ötesi
Son on gündür
yakın tarihimizin en büyük halk hereketini ve ilk yaygın sivil itaatsizlik
eylemini yaşıyoruz. Yaşanan hareketlenmenin kitlesel boyutu ve barındırdığı
çeşitlilik, muhalif siyasal yapıların ve öznelerin ufkununun çok ötesine taştı.
28 Mayıs günü bir avuç insan tarafından başlatılan Gezi Parkı direnişi ülke
çapında, milyonları etkileyen yaygın bir politik uyanışa yol açtı.
14 Nisan 2012 Cumartesi
Katılımcı Ekonomik Model olarak BÜKOOP
“Kooperatif” sözcük anlamıyla, hizmetlerinden yararlanan insanlar tarafından mülk edinilmiş, ve onların yararına çalıştırılan iktisadi girişimleri tanımlıyor. Fiil kökü ise ortak bir amaç doğrultusunda, gönüllülük temelinde, işbirliği içerisinde hareket etmek anlamına geliyor. Türkiye’de 1163 sayılı Kooperatifler Yasası’na göre bir işletme kurduğumuzda, “kooperatifin” mantığına ve ruhuna uygun bir yapı tesis etmiş olmuyoruz. Esas olarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın denetimine açık, çok ortaklı bir işletme kurmuş oluyoruz. Bu yapının kooperatifin mantığına ve ruhuna uygun bir şekilde işletilmesi ise o yapıyı kuran ve yöneten insanlar arasında paylaşılan hakim anlayışa bağlı. İşleyiş ilekelerinin sürekli tartışılıp pratik içinde test edilmediği koşullarda BÜKOOP tarzı yapıların sadece ortaklarının, daha kötüsü ortaklar içerisinde idareci bir grubun çıkarını gözeten sıradan işletmelere dönüşmesi hiç zor değil. Ülkemizde kooperatiflerin tarihi olumsuz örnekler açısından oldukça zengindir ve bu tür sorunlara karşı ancak yapısal önlemlerle mücadele edilebilir.
11 Nisan 2012 Çarşamba
BGST Ekoloji Dizisi ve Ekoloji Yayıncılığı Hakkında
BGST Ekoloji Dizisi oluşturmaya nasıl karar verdi?
BGST Yayınları’nı 2005 yılında kurduğumuzda, temel olarak BGST (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu) bünyesinde yürütülen eğitim-araştırma ve prodüksiyon faaliyetlerinin birer ürünü olan veya bu faaliyetleri doğrudan besleyecek eserleri yayınlamayı hedeflemiştik. Haliyle tiyatro, müzik ve dans kitaplığı BGST yayın portföyünün vazgeçilmezleri olacaktı. Diğer taraftan bizim yine BGST içerisinde “kuramsal eğitim ve araştırma” başlığı altında yürüttüğümüz çalışmalar da BGST Yayınları’nı besleyecekti. Özgürlükçü düşünce geleneğini temsil eden eserler, toplumsal cinsiyet, kültürel çoğulculuk ve ekoloji alanındaki çalışmalar bu ikinci gruba dahildir.
6 Nisan 2012 Cuma
Büyümenin Sınırları: Kırkıncı Yıl
Büyümenin Sınırları (BS) ilk olarak 1972 yılında yayımlandı. Kavramsal arka plan ve benimsediği yöntemsel çerçeve bakımından son derece orijinal olan bu çalışma, özetle, işlerin olduğu gibi gittiği bir dünyada maddi büyümenin bir tepe noktasına ulaştıktan sonra çökeceğini, üstelik bunun 21. Yüzyıl’ın ortalarına doğru gerçekleşeceğini söylüyordu.
14 Aralık 2011 Çarşamba
Devletlerin ve Şirketlerin Hakimiyetine Karşı bir Su Politikası: Ortak Mülk Alanları ve Özyönetim
Su Hakkı Kampanyası, Taksim Hill Otel, İstanbul, 10.12.2011
Giriş
Türkiye’de Su Yönetimi, Alternatifler ve Öneriler adlı raporun hazırlanmasında emeği geçen herkese ve Akgün İlhan’a teşekkür ederim. Türkiye’de ve dünyada su politikalarının geçmişi ve bugünü hakkında bilmek isteyeceğimiz pekçok verinin bir araya getirildiği, üzerinde oldukça emek harcanmış değerli bir çalışma ortaya koymuşlar. Kendilerine bir kez daha teşekkür etmek isterim.
28 Kasım 2011 Pazartesi
21. Yüzyıl'da Doğal Kaynakların Özyönetimi
BDP Siyaset Akademisi, Diyarbakır, 26.11.2011
Küresel, bölgesel ve yerel pekçok göstergeden hareketle içinde yaşadığımız dönemi “ekolojik kriz” çağı olarak adlandırıyoruz. Ekolojik krizin ne ölçüde tedavi olacağı, gelecek kuşaklar ve insan türünün bekası üzerinde nasıl kalıcı hasarlar bırakacağı ise belirsizliğini koruyor. Yerel uygulamalardan yola çıkarak, daha yukarıdaki yönetim ölçeklerine kadar uzanan ve sistemik bir dönüşüm talep eden başarılı örnekler ortaya konabildiği ölçüde, ekolojik kriz daha az hasarla aşılabilecek. Alışılmış teknoloji ve yönetim anlayışlarına dayalı ekonomik büyüme stratejilerinin benimsenmesi halinde ise ekolojik kriz, boyutları bilimsel olarak öngörülmesi imkansız felaketlerle sonuçlanacak.
3 Ağustos 2011 Çarşamba
Demokratik Özerkliğin Ekoloji Boyutu Hakkında
Yeni Özgür Politika’nın 1 Ağustos 2011 tarihili sayısında, Ali Barış Kurt’un Ali Kerem Saysel ile yaptığı söyleşi
Demokratik Özerklik evrensel bir model
Türkiye’de bugün ‘aşağıdan yukarıya doğru bir toplum inşa edeceğiz’ diyen tek gücün Kürt halkı olduğunu belirten Doç. Dr. Ali Kerem Saysel, ‘’suyumuzu, ormanlarımızı, meralarımızı kurumlar aracılığıyla kendi kendimize yönetmeliyiz” dedi.
DTK tarafından ilan edilen Demokratik Özerklik’in önemli aşamalarından birini de, ekoloji boyutu oluşturuyor. Var olan sistemlerin çevre düşmanı politikalarına da alternatif olması beklenen özerkliğin ekoloji boyutunu; Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Doç Dr. Ali Kerem Saysel’le konuştuk. Saysel, demokratik özerklik deneyiminin Türk demokrat çevrelerce de desteklenmesini ve bu kapsamda Kürtlerle işbirliğine girilmesini savunuyor. Pek tabii, Saysel’in eleştirileri de mevcut.
26 Haziran 2009 Cuma
Büyüme Paradoksu ve Üç Ekonomi
Faiz oranları, merkez bankalarının döviz piyasalarına müdahalesi, iç ve dış borçlanma, yatırım ve ihracat teşvikleri, v.s. hakkındaki gündemlerin tozu dumanı arasında, insanın bekası açısından gerçekten önem taşıyan bazı ekonomik problemler, son küresel ekonomik krizle birlikte bir nebze olsun, gün yüzüne çıkabildi. 2008’de, ABD ipotekli konut piyasalarında şişen emtia fiyatlarının aslında sadece tetikleyici rol oynadığı son ekonomik kriz, küresel ve ulusal düzenleyici kurumların temelden sorgulanmasına yol açarken, yenilik (inovasyon) ve ileri teknoloji gerektiren çeşitli alanlarda, örneğin temiz enerji alanında, tekelleşme arayışlarına da hız verdi. Immanuel Wallerstein’in kendi analizlerine temel oluşturan “ekonomik uzun dalga” teorilerinden hareketle, mevcut ekonomik krizin aşılmasında (Kontratieff A safhasına geçilmesinde) bilgi ve teknoloji tekelinden istifade edebildiği için kâr marjı yüksek olan teknolojilerin, bu teknolojilerin yeni coğrafi konumlarının etmen olacağını söyleyebiliriz.
15 Mayıs 2009 Cuma
Tüm Yaşamın Demokrasisi
Vandana Shiva’nın, BGST Yayınları tarafından yayımlanacak olan son kitabı Yeryüzü Demokrasisi [1], hem kadim, hem de modern toplulukların yarın için esin verici pratiklerinden hareketle, rehber bir dünya görüşü ileri sürüyor. Yeryüzü Demokrasisi (YD) hem geçmiş, hem yaşayan hem de gelecekte var olacak yaşayan ekonomiler, demokrasiler ve kültürler üzerinde yükselen bir gezegen vizyonu özelliği taşıyor. Bu vizyona göre, gıda ve su gibi, yaşamak için elzem olan en temel kaynakların dahi geniş insan topluluklarından koparıldığı, çalındığı ve devletler eliyle büyük şirketlere devredildiği günümüzde, yarınımızı geri kazanacak hak ve demokrasi mücadelesinin de bu en temel kaynakların savunusu üzerinden şekillenmesi gerekiyor. Bir tür olarak, diğer türlerle birlikte devamımızı savunan, tüm çeşitliliğiyle birlikte yerelden başlayıp, ortak insanlığımızın bilinciyle evrensele ulaşan YD, bir program değil, fakat gezegen kardeşliğini temel alan bir gelecek perspektifi sunuyor.
10 Haziran 2008 Salı
Çiftçi-Sen Kurucu Genel Başkanı Abdullah Aysu ile Söyleşi
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen), 21 Mayıs 2008’de Ankara Valiliği’ne kuruluş başvurusunda bulundu. Üzüm, tütün, fındık, ayçiçeği, hububat, çay ve zeytin üreticilerinin örgütlendiği yedi çiftçi sendikasını bünyesinde barındıran Çiftçi-Sen, kamuoyuna sunduğu kuruluş bildirgesinde çiftçilerin sosyal hak taleplerini doğayla uyumlu bir tarım anlayışıyla birleştiriyor.(1) Çiftçi-Sen’in kuruluş öyküsü ve Türkiye tarımı için savunduğu ekolojiyle uyumlu, doğanın kaynaklarına saygı gösteren yeni tarım anlayışı hakkında kurucu genel başkan Abdullah Aysu ile görüştük. Bu söyleşi sırasıyla aşağıdaki başlıkları içermektedir:
8 Kasım 2007 Perşembe
Küresel İklim İçin Küresel Adalet
Küresel iklim değişimine karşı mücadelede dünya kritik bir dönemece giriyor. Kyoto Protokol’ünün çok eleştirilen ve pek çokları tarafından, haklı olarak yetersiz görülen birinci taahhüt döneminin (2008-2012 yılları) ardından, sera gazı emisyonları nasıl bir uluslar arası anlaşma ile düzenlenecek? 3-14 Aralık tarihlerinde Bali’de düzenlenecek olan BM İklim Konferansı’nın (13. Taraflar Toplantısı) gündemi bu. Ve konuya aktivist bir pencereden yaklaşanlar açısından önemli soru: Türkiye bu tartışmalarda nasıl yer alacak, neyi savunacak?
23 Şubat 2007 Cuma
BGST Yayınları Ekoloji Serisi Hakkında
Şiddetli bir çevresel ve ekolojik değişim, belki de bir çöküş çağında yaşıyoruz. Bu değişimi bir ölçüde günlük deneyimlerimizle hissediyor, bir ölçüde de bizim dışımızdaki, bize uzak bilgi kaynaklarından öğreniyoruz. Soluduğumuz küresel atmosferin içeriği bundan yüzyıl öncesine göre bugün çok daha farklı. Halen artmakta olan ve endüstri çağı öncesine göre iki misline yaklaşmakta olan atmosferdeki sera gazları iklimleri giderek daha kararsız hale getiriyor. İnsan toplumlarının yaşam destek sistemlerini oluşturan temel ekosistemler, örneğin ormanlar, sulak alanlar ve kıyı şeritleri hem nitelik hem de nicelik itibariyle giderek azalıyor. Dünyayı birlikte paylaştığımız canlı türlerinin sayısı muazzam bir hızla azalıyor ve içinde yaşadığımız yüzyılın sonunda bugün sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliğin yarısını kaybedeceğimiz tahmin ediliyor.
15 Haziran 2006 Perşembe
Farklı Bir Yaşam Biçimi Gerekiyor
Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden, Ali Kerem Saysel ile BÜMED dergisi tarafından yapılan söyleşi, Haziran, 2006.
Nükleer santral kurulmasını savunan kesimlerin en önemli gerekçesi artan enerji talebi. Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Yardımcı Doçent Ali Kerem Saysel ise bu gerekçenin haklılığını sorguluyor. Nükleer santrallere karşı, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını savunan Saysel, enerji talebini körükleyen yaşam biçiminin de tartışılması gerektiğini vurguluyor.
Nükleer santral kurulmasını savunan kesimlerin en önemli gerekçesi artan enerji talebi. Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Yardımcı Doçent Ali Kerem Saysel ise bu gerekçenin haklılığını sorguluyor. Nükleer santrallere karşı, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını savunan Saysel, enerji talebini körükleyen yaşam biçiminin de tartışılması gerektiğini vurguluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










